Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 41 – 19 Nisan 2019

0

8 Şubat 2018 tarihinden beri haksız bir şekilde Bolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendinin, 19 Nisan 2019 tarihinde ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin ses kaydı yayında.

Alo Selamünaleyküm Ben Alparslan Kuytul nasılsın?

Abimgilde mi hâlâ iyi… Hamdolsun hamdolsun iyiyim. Günler nasıl geçiyor bilmiyoruz, sana belki bu sözlerim biraz garip geliyor da…

Geçen haberlerde çok büyük bir kütüphane açılacağından bahsediyordu. aklıma şu geldi; okuyanlar düşünür düşünenler konuşur o halde kimsenin düşünmesini ve konuşmasını istemeyen diktatör devletler neden üniversite ve kütüphane açarlar anlamıyorum? Diktatör devletler için mantıklı olan üniversite ve kütüphane açmak değil hapishaneler inşa etmektir yoksa düşünenleri ve konuşanları nasıl susturacaklar? Kütüphaneyi ne yapacaksınız? Kütüphanede kitap okuyan adam konuşur. Konuştuğu zaman da hapse atıyorsunuz. O zaman niye kütüphane açıyorsunuz? Herkes yani kendisini bir şekilde kandırıyor şu kadar kütüphanemiz var bu kadar kitaplarımız var fİlan diye… Önemli olan kitap değil ki önemli olan kütüphane de değil önemli olan buradan insan yetişmesi. Siz yetişen insanları susturma yoluna gidiyorsunuz! Neyse Köroğlu demiş ki, “Hak davadan kaçılmaz. Mert dayanır namert kaçar” Biz de burada Bolu’da olunca aklımıza Köroğlu geldi.

Geçen aklıma bir şey geldi şimdi ot toprağı yarıp da çıkıyor. Çok büyük bir savaş veriyor aslında bir ot dediğin bile basit bir ot bile büyük bir savaş veriyor. Her ot toprağa yarıp çıkan muzaffer bir savaşçıdır. Hak yolda mücadeleyi göze alamayanlar ota baksınlar. Bir ot kadar bile olamayanlar kendinden utansınlar. Teslim olmayı tavsiye edenler eğer o şekilde davransaydı bütün mahlukat bir ot bile çıkmazdı toprağın içinden. Sıkıntısız yollar büyük hedeflere götürmez. Şayet hedefiniz büyükse elbette ki sıkıntılar olacak, bu sıkıntılara da katlanmak zorundasınız. Eğer yürüdüğünüz yolda sıkıntılarla karşılaşmıyorsanız hedefe doğru gitmiyorsunuz demektir çünkü mutlaka hedefe doğru giden yolda engeller hazırlamışlardır, izin vermeyeceklerdir. Eğer sıkıntı ile karşılaşmıyorsanız demek ki hedefe doğru gitmiyorsunuz.

Bazen şöyle bir şey akla geliyor, zulmeden insanlar her zaman niye zulmeder? Hani bir defa yaptı, iki defa yaptı, üç defa yaptı ama niye devam ediyor? Çünkü zulüm zalimde bağımlılık yapıyor ama şu da bir gerçektir ki zulmün arttığı her ülkede Allah bir Musa yaratır. Elbette ki Musalar mücadele ederler ve kendiliğinden zulmü bırakmayanlar mücadele sonucunda bırakmak zorunda kalırlar. Zulmün ve diktatörlüğün olduğu ülkelerde geri kalmışlık kaçınılmazdır diktatörlük ve geri kalmışlık birbirinden hiç ayrılmaz. Şöyle bir bakalım Ortadoğu’ya mesela Ortadoğu’da bütün ülkelerde hepsinde hemen hemen geri kalmışlık var çünkü hepsinde de diktatörlük var. Eğer diktatörlük olmasaydı bu ülkeler geri kalmayacaktı.

Diktatörlüğün olduğu ülkede kimse görevini hakkıyla yerine getirmez savsaklar. Çünkü nasılsa astları kendisini ihbar edemezler. Diktatörlüğün olduğu ülkede herkes devleti soyar herkes bir taraftan yer çünkü nasılsa kimse kendisini ihbar etmeyecektir ve yani bu tesadüf olamaz Suriye’si de öyle Ürdün’ü de öyle Arabistan’ı da öyle Irak’ı da Libya’sı da Yemeni de diktatörlüğün olduğu bütün ülkeler hepsi geri kalmış ülkelerdir.

Özgürlüğün olmadığı ülkede gelişme olmaz Aslında diktatörler bu yaptıklarıyla memleketlerinde ekonomik krizler meydana getirirler sonra da başkalarını suçlarlar Aslında sebep budur ama onu kabul etmek istemezler. İnsanları susturuyorlar gerçekleri konuşanları susturmakla vatana iyilik yaptıklarını zannederler, bütün hataları suçları örtbas etmek ile işleri halledeceklerini zannederler. Halbuki o zaman daha çok birikir ve bir gün patlar.

Düşünce insanlarını susturmak onları öldürmek gibidir aslında. Çünkü düşünce insanı için düşüncesi bir bakıma candır, hayattır, yaşam gayesidir, bu düşüncelerini söylemek zorundadır. Onları susturmak onları öldürmekten farklı değildir.

 Bir kardeşimizin bir şiiri var kısaca,

 Zincirleri kırmak için yetişmeli Öncü Nesil

 Zulme karşı durmak için çalışmalı Önce Nesil

 Su serpmeli yüreklere taht kurmalı gönüllere

Kan emici zalimlere dur demeli Öncü Nesil

Artık millet şair olmaya başladı. Yani aslında kabiliyetleri gelişmeye başladı. Eskiden bir kişi belki konuşuyordu. Şimdi 1000 kişi konuşuyor çok şükür insanların dilleri çözüldü Allah’a şükürler olsun. Eğer binlerce insanın konuşmasına vesile olacaksam zindana razıyım yani.

 Din ile insanların ile münasebeti birkaç çeşit; kimi din ile adam olur, kimi din ile zengin olur. Kimi dini için zindana girer kim dini kullanır saraya padişah olur. Kimi din için servetini harcar kim kimi din ile servet elde eder. Kimi kendini dine feda eder kimi dini kendine feda eder. Şimdi her yerde bu ikisinin mücadelesi var. Tarih boyunca da böyle olmuş, her memlekette de böyle olmuş. Kimi din ile zengin olmuş, kimi din ile adam olmuş.

Bakalım herkes kendi tercihini yapacak. Bugün hoca olup da konuşmayanlar mevkisini, makamını, şöhretini, imkânlarını servetini kaybetmek istemeyenler işte hakikati konuşmayanlar susanlar bu söylediklerimi düşünsünler. Ondan sonra da haksızlık karşısında susanlar dilsiz şeytandır edebiyatı yapanlar ama kendileri de her türlü haksızlığa ve harama karşı susmuş olanlar kendilerince siyaset ve strateji izlediklerini zannedenler bunları düşünsünler.

Din ile insanları uyuttular. Marx’ın bir sözü var; “Din halkın afyonudur” demiş. Hangi din? davasız din halkın afyonudur, zulme sessiz kalan din halkın afyonudur, Tevhit inancına sahip olmayan her din halkın afyonudur. Davası olmayan sadece ibadet ve ahlaktan ibaret olarak getirilmiş olan her din halkın afyonu olmuş demektir. Onun için her din için bunu söyleyemeyiz yani. Bu, Tevhid dini için değil, Tevhid inancına sahip olmayan din halkın afyonudur. Tevhid insanları uyandırır ayağa kaldırır kimseyi uyutmaz.

Söyleyeceğin bir şey var mıydı zaman bitti…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here